Eksik Mecaz
Şehrin İtirazı
Konuğumuz mimar, akademisyen, yazar, senarist Feride Çiçekoğlu ile Vesikalı Şehir (2007), Şehrin İtirazı (2015) ve İsyankar Şehir (2019) üçlemesi üzerinden cinsiyetlendirilen şehri, kadının kamusal alandan dışlanma arzusunu, sinema ve şehir ilişkisinin seyrini konuşuyoruz. Kişisel deneyimle, mekansal dönüşümün ve toplumsal cinsiyetin mekansal izlerinin sinemadaki izdüşümleri ile nasıl bir araya geldiğini tartışıyoruz.
Frankenstein ya da Modern Prometheus
Bir Faustyen anlatı olarak Mary Shelley'in Frankenstein ya da Modern Prometheus adlı romanını konuşmaya başlıyoruz. 1816'da yayımlanan romanla, bilgi arayışında Faust karakterinin ötesine geçerek Tanrısal bir yaratıcılığa soyunan romantik huzursuz ruh Dr. Frankenstein'ın ortaya çıkma serüvenini, Shelley'in nasıl bir atmosferde romanı yazdığını, içinde biçimlendiği entelektüel dünyayı, Lord Byron, Mary Wollstonecraft, William Godwin gibi öne çıkan isimlerle ilişkisini ele alıyoruz.
Ah Güzel İstanbul'da Bir Yıldız...
Pygmalionesk filmlerin dünyasında gezinmeye devam ederken, kadının kendini var etme mücadelesini birbirinden farklılaşan boyutlarıyla ele alan Bir Yıldız Doğuyor uyarlamaları ile Charlie Chaplin'in Sahne Işıkları'nı ve ardından Atıf Yılmaz'ın Ah Güzel İstanbul'unu konuşuyor; yaratıcı erkek ile yaratılan kadın rollerinin nasıl değiştiğini ve hatta yer değiştirdiğini tartışıyoruz.
Hayvanlar Mahkemesi
Konuğumuz Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Fatih Altuğ ile edebiyatta insandışı varoluşları konuşmaya bir 10. yüzyıl metniyle devam ediyoruz. İnsan ile hayvanların ilişkilerindeki etik sorunları ele alan İhvan-ı Safa'yı tartışıyoruz.
Lilith'in Cadıları
Canavarlaştırılan kadının mitik kaynaklarından bir başkasını, Lilith'i konuşuyoruz. Arzunun peşinden giden, itaat etmeyen, baştan çıkarıcı bu "ilk kadın"dan korkan Adem, onu Tanrı'ya şikayet eder. Yılanın dostu Lilith, itaat etmediği için Tanrı tarafından lanetlenir. İblislerin annesi, yeni doğan oğlan çocukların katili olmakla itham edilen Lilith'in edebiyatta ve sinemada cadı, canavar kadınlıktan başkaldıran ya da sadece var olmak isteyen kadınlara uzanan temsilini inceliyoruz.
Klara ile Güneş
Geçen programda kaldığımız yerden Ishiguro'nun Klara ile Güneş romanını konuşmaya devam ediyor; insanda biricik olan nedir, bir kalbi var mıdır, bir robot tamamen bir insan olabilir mi gibi soruları soran romanın düşündürdüğü etik açmazları tartışıyoruz.
Eksik Mecaz: 26 Ocak 2026
Yoldaşlık arkadaşlık dostluk hattını, kadınlar arası arkadaşlığın en samimi örneklerinden biriyle kapatıyoruz.
Elena Ferrante'nin Napoli Romanları serisinin ilk romanını, 2011 tarihli Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım'ı, dört romanlık serinin ana karakterleri Elena ve Lila'nın 50 yıllık dostluğunu tartışıyoruz. Romanın anlatıcısı yazar Elena Greco'nun ortadan kaybolan arkadaşı Lila'nın hikayesini anlatırken aynı zamanda arkadaşı üzerinden bir özyaşam hikayesi anlattığını, arkadaşlığın çatışmalı, rekabetçi, hayranlık ve kıskançlıklarla dolu faustiyen yüzünü samimiyetle ifşa ettiğini konuşuyoruz.
İstanbul Sana Tepeden Baktım
İstanbul'un çağdaş roman ve şiirdeki yansımalarına bakıyoruz. Tanpınar'dan Yahya Kemal'e, Attila İlhan'a, İlhan Berk'ten Birhan Keskin'e, Lale Müldür'e, Nazım Hikmet'e uzanan hattı şehrin dönüşümü etrafında, güzellemeden yergiye açılan eleştirelliğin içinden konuşuyor; palimsest şehrin katmanlarını, kaybedilen geçmişi ve inşa edilen hafızayı ele alıyoruz.
Mary Shelley'nin Rüyası
Frankenstein romanını ve esere kaynaklık eden mitleri yazarı Mary Shelley'nin gördüğü rüyası üzerinden konuşmaya devam ediyor; Aydınlanma sonrasında ortaya çıkan yeni bilimsel keşiflerin vaat ettiği yaratıcılığın kışkırttığı kadim korkuların izlerini takip ediyoruz.
Galetea Erkek Olursa
Muhsin Bey filmini Pygmalionesk başkalaşımın tezahürleri üzerinden ele alırken, Muhsin Bey ve Ali Nazik ilişkisini 1980’ler Türkiye'sinin toplumsal altüst oluşları ve dönüşen İstanbul manzaraları ile beraber konuşuyoruz.
Hayvanat Mitingi
Konuğumuz Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Fatih Altuğ ile sohbetimizin üçüncü bölümünde 1908'i takiben Osmanlı dünyasındaki özgürlük ve çoğulculuk rüzgarlarının insan dışı hayvanlara uzanan etkisini Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın 'Hayvanat Mitingi' başlıklı metni etrafında konuşuyoruz.
Hayvan hakları ve özgürlüklerini odağa alan bu ilginç metin ile hemen hemen aynı yıllarda yazılmış bir gazete yazısı da madalyonun öteki yüzünü gösteriyor. 1910'daki Hayırsızada hayvan katliamına giden süreci, adadaki şiddetin işaretlerini sergileyen Karabatak imzalı "İstanbul'un Çar-pa Menfileri [dört ayaklı sürgünleri] Hayırsızada'da" başlıklı bu yazı ve benzerleri dönemin hayvana yönelik şiddete, katliamlara dair ikircikli tepkilerini ortaya koyuyor.
Çatıdaki Deli Kadın
Canavar/cadı kadın temsillerinin kök figürü Lilith'i Alberto Manguel'in yorumuyla konuşmaya devam ediyoruz.
Lilith'in yılanla özdeşliğini eğretileyen iki 19.yüzyıl sonu şairinin, Tevfik Fikret ve Baudalaire'in yılan dansı yapan kadınlarından Halit Ziya Uşaklıgil'in erkeklerden canavarca intikam alan talihsiz kadın karakterlerine geçiyor ve nihayet Charlotte Bronte'nin Jane Eyre romanıyla canavarlığa savrulan kadın temsillerinin kurucu figürü sayılmış 'çatıdaki deli kadın'ı 'Mad Woman in the Attic' (Gilbert ve Gubar) metni ile birlikte tartışıyoruz.
Yalnızlar İçin
Kazuo Ishiguro'nun Klara ve Güneş romanında insanın ve insandışının biricik olmaktan yapayalnız olmaya uzanan serüvenini tartışırken, ilişkiler ağından yoksun insanın yalnızlığını Her filmi ve Murat Gülsoy'un Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet romanından örneklerle ele alıyoruz.
Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor
Romanın mekanı olarak kenti, 19. yüzyılın yükselen modern şehrini Marshall Berman'ın 1981 tarihli Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor kitabı üzerinden konuşuyor; Berman'ın 19. yüzyıl modernliğinin önde gelen ismi "ilk modernist"i Baudelaire etrafında biçimlendirdiği modern ortam ve modern insan ilişkisini ele alıyoruz.
Neden canavarlar yaratıyoruz?
Doğanın sırlarını ele geçirmeye çalışan Faustiyen bir karakter olarak Dr. Frankenstein’ı konuşuyoruz. Mary Shelley’nin tanrıları kızdıran Prometheus’un modern bir versiyonu olarak tarif ettiği Frankenstein’ın can verdiği yaratık üzerinden o kadim soruyu soruyoruz: “Neden canavarlar yaratıyoruz?”