Sanat Uzun, İlham Sonsuz
“Sahip Olmak”tan “Görünmek”e
Konu hakikat sonrası çağ hattı üzerinde ilerliyor ve derinleşiyor. Guy Debord'un Gösteri Toplumu'nda sanatçıların ve kurumların ya hakikat sonrası çağına uyum sağlaması ya da eleştirel kalıp onu ifşa etmesi, kurumların tutumu ve hepimizin en büyük derdi "beğenilme" meselesi konuşuluyor.
Eskiden Fromm’dan alıntıyla ‘olarak yapmak” ile 'yaparak olmak’ farkını konuşurduk, onlar önemliydi; sonra ‘sahip olmak’ hepsinin önüne geçti; bugünün mottosu ise ‘görünmek’ ve tabii görmek.
Yaratıcılığı tetiklemek mümkün mü?
11 Temmuz 2016 tarihli programda bu kez “yaratıcılığım oluşturulabilirliği” meselesi ele alınıyor. Tetiklenebilecek bir yaratıcılık için kişinin öncelikle alanında eserler veren bir sanatçı olması gerekiyor. Tetikleme ise ya hastalık nedeniyle tedavi gören kişinin ilaçlarını azaltarak veya keserek bunu yapmasını ya da psikoaktif bazı maddeler alarak beynini etkilemesini gerektiriyor. İki ressam Bryan Charnley ve Bryan Lewis Saunders’ın yapıtları, Aldoux Huxley, Fikret Mualla, Neyzen Tevfik, Samuel Taylor Coleridge konuşuyoruz Peki ya müzisyenler herhangi bir madde alıyorlar mı?
'Kötülüğün Sıradanlığı' ile başa çıkabilir miyiz?
Bu hafta Kötülüğün Sıradanlığı ile başa çıkabilir miyiz sorusu ile meşgulüz.
Arendt'in Eichmann üzerine yazma süreci, Milgram ve Zimbardo deneyleri, Golding'in Sineklerin Tanrısı üzerinden insanların “düşünmeden” kötüleşip kötüleşmediği, belirli grup ve liderle özdeşleşmenin sonuçları, totaliter rejimlerin nasıl dünyayı topyekûn yeniden kurgulayan, sistematik ve büyük yalanlar ürettikleri ve bunun için yapabileceklerimiz bu haftanın konuları.
Yas-I
İlk sezonun ortasına geldiğimiz 18 Temmuz 2016 da bir tema olarak “yas”ın sanattaki görünümlerine bakıyoruz. Van Gogh’la ilgili güncelleme, Charles Dickens’ın kedisi, Edgar Allen Poe ve Leonore ve Virginia’nın öyküleri bu bölümde sizlerle. Peki ya Annabel Lee? Jonathan Safran Foer’in kitabı “Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın” kitabından “Dünya hep aynı kalırken ölen insan sayısının artması ve günün birinde kimseyi gömecek yer kalmayacak olması tuhaf değil mi yani?” ya da “E ölenler için baş aşağı dikilmiş gökdelenler yapılsa nasıl olurdu?” gibi çarpıcı cümleler de var, Cemal Süreya’nın yası da…