Hüsnükabul
Sınırların Ötesindeki İnsanlık durumu: Mültecilik, Duvarlar ve İnsan Hakları
Bu yayınımızda, günümüzde dünya genelinde yaşanan mülteci sorunlarına, sınırların ötesindeki insan hakları ihlallerine ve bu bağlamda ortaya çıkan duvar inşaatlarına odaklanmaktadır. Konuşmacılar, özellikle Mısır'ın Gazze sınırındaki duvar inşaatını ve bu durumun Filistinliler üzerindeki etkilerini ele alıyoruz.
Trump'ın Filistinli Öğrenciyi "Terörist" İlanı ve Suriye'deki Trajediler
Donald Trump'ın Columbia Üniversitesi'nde okuyan Filistin kökenli bir Cezayir vatandaşı Mahmoud Khalil'i Filistin'e özgürlük eylemleri yüzünden 'terörist' ilan etti. Sınır dışı etmesi için de süreci başlatmış. Bu sınır dışı edilme olayını konuştuktan sonra esas Suriye'de yaşanan trajik olayları ele alıyoruz.
Ouaees ile konuşuyordum, kendisi Şam'da, bana telefonda pek çok şey anlattı. Zaman zaman görmediğimiz şeyler, özellikle de yerleşik medyada bir tür tekrara dönüştü. Bu tekrarın yaptığı tek bir şey var; söylenenlere inanıyoruz. Ouaees, Suriye'deyken muhalifti ve mücadelesi için savaştı. 2012 yılında Türkiye'ye göç etti. Lenin ve Marx'ı yakından okuyan; bugün telefon esnasında Kur'an'dan Mâide Sûresi'nden bir ayet aktardı: 'Mâide Sûresi (5) 8. Ayet: Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adâletle şâhitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz öfke, sakın sizi adâletsiz davranmaya sevketmesin! Adâletli olun; takvâya en uygunu, en yakışanı budur.'
Geçen hafta Alevilere yönelik katliamla ilgili olarak Ouaees, bu Kur'an ayetlerini okuyor ama aynı zamanda bu meselenin boyutlarından ve işin içinde nasıl politik ekonomik çıkarlar olduğundan da bahsediyor.
ABD destekli Filistin savaşı Esther Projesi'nden sınırdaki şiddete kadar otoriterliği ülke içinde nasıl yaygınlaştırıyor?
Zaman zaman geri dönmek, yanlış anladıklarımızı veya anlamakta zorlandıklarımızı tekrar yakında görmek için yardımcı oluyor.
Bu yayında önemli bir konuya odaklanmak istiyoruz: Esther Projesi.
Hatırlarsanız, Noura Erakat, Filistinli aktivist, Rutgers Üniversitesi'nde hukuk profesörü ve aylar önce, Aralık 2024 tarihinde, Boston Review’de bir yazı kaleme almış ve “Bumerang Geri Dönüyor: ABD destekli Filistin savaşı, Esther Projesi'nden sınırdaki şiddete kadar otoriterliği ülke içinde nasıl yaygınlaştırıyor?” sorusunu sormuştu. Bugün bu yazıya tekrar dönmek istiyoruz.
Bunun nedeni ise Noura Erakat’ın "bumerang etkisi" diye tanımladığı şey, 'Esther Projesi'nden sınırdaki şiddete kadar otoriterliği ülke içinde nasıl yaygınlaştırıyor?' sorusunda vuku buluyor.
Bu bumerang etkisinin hatırlatmak adına, Martinikli şair, oyun yazarı ve politikacıydı, Aimé Césaire’in sözlerine aktarmak istiyorum. Aime Cesaire, emperyalizm ve bumerang ilişkiyle ilgili şöyle diyor, “Bir erkek ev bekçisine sadistçe şiddet uygulayıp eşine karşı nazik olamaz. Bir kadın kocasına karşı zalim olup çocuğuna karşı nazik olamaz.”
Bu sadist erk iktidar, hem ulus içinde hem de ulus dışında şiddeti sürdürmeye devam ediyor. Ancak, önce ülke içinde şiddet üreterek başlıyor ve bunun pek farkında değil. Ulus içinde bir barış veya bir huzur arzuluyor. Fakat tam tersi olan şey oluyor; bumerang etkisi oluyor ve şiddete dönüşüyor.
Şu an ABD’de gündeme gelen Project Esther, Filistin dayanışma hareketlerini bastırmayı hedefleyen politikalarıyla büyük tartışma yarattı. Heritage Foundation tarafından hazırlanan bu belge, Filistin yanlısı grupları “Hamas destek ağı” olarak yaftalayarak, akademik ve sivil alanlarda ifade özgürlüğünü daraltma tehlikesi taşıyor. Eleştirmenlere göre, bu girişim sadece ABD içindeki özgürlükleri değil, küresel düzeyde hak savunuculuğunu da tehdit ediyor. Bu tablo, devletlerin güvenlik ve siyaset adına attığı adımların çoğu zaman insan hayatı, onuru ve özgürlüğü pahasına atıldığını bir kez daha hatırlatıyor.
Görünmez Gerçeklik ve Kapitalizmin Yansımaları: Judith Butler'ın Hannah Arendt perspektifinden bir okuma
Judith Butler'ın Hannah Arendt'in kötülüğün sıradanlığın okumasını yeniden yapacağız. Burada Butler, kötülüğün sıradanlığını ve kötülüğü yapanların bile farkında olmadıklarını vurguluyor. Ayrıca, facianın temsilinin imkansızlığı ve görünmez gerçekliği tartışıyor. Kapitalizmin bu görünmez gerçeklikteki rolünü vurgulayarak, günlük hayatın göz önünde bulundurmadığı ölümler ve felaketlerle ilgileniyor. Örneğin, Erzincan İliç maden faciası gibi olaylar, kapitalizmin mekânsal gerçekliği ile ilişkilendiriliyor. Yayında ayrıca, insanların bu gerçekleri görmezden gelmeyi tercih ettiğini ve tanıklığın imkansızlığını tartışıyoruz.
Şimdinin tanınabilirliğine meydan okumak
Benim her zaman radyo şenliklerinde aklıma gelen bir şahsiyet oluyor; Almanya'nın Berlin şehrinde doğmuş, babası Emil Benjamin ve annesi Pauline Benjamin olan Walter Benedix Schönflies Benjamin yani bildiğimiz Walter Benjamin.
Walter Benjamin, Tarih Kavramı Üzerine Tezler'i 1942 yılında yayınlanmış. Ahmet Cemal tarafından 1969 yılında çevrilmiş bir çalışmadan bir alıntıyla başlamak istiyorum; “Her şimdiki zaman kendisiyle eşzamanlı olan imgeler tarafından belirlenir, her ‘şimdiki an’ tikel tanınabilirliğin şimdisidir” (Benjamin, W. 1969 [1942]: 50-51).
Walter Benjamin bir sürgündü. 1933-45 yılları arasında Nazi dönemine ve Holokost'a tanıklık etti. 1940 yılında Almanya'dan kaçtı ve Portbou, İspanya ve Fransa sınırında trajik ve çaresizce intihar etti.
Yukarıda okuduğum alıntıda Walter Benjamin, ‘şimdiki zamanın tanınabilirliği’ üzerinde ısrar ediyor. Şimdi ve burada olanın tanınabilirliği konusunda ısrar ediyor, şimdiki zamanın tanınabilir olması mümkün mü diye soruyor.
Bence bu yaşadığımız şimdiki zamanda, tanık olduğumuz 'bütün' felaketlerin tanınmasının bir sorumluluk olarak omuzlarımızda durduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla bunu görmezden gelemeyiz ve gerçekliğini de inkâr edemeyiz.
Şöyle söyleyeyim: Apaçık Radyo tam olarak, bu şimdiki zamana meydan okuyor ve eş zamanlı dünyada olup bitenlere tanıklık ediyor - bu hiç kolay değil.
Burası sadece bir öykü ya da hikâye anlatımı yeri değil; burası sadece bir bilgi aktarımı yeri de değil; burada meselenin boyutunu, derinliğini, karmaşıklığını tam anlamıyla aktarma yeridir. Bu tam anlamıyla aktarma yeri kolektik bir çabayla gerçekleşiyor yani burada anlatılan ya da seslendiren şeyler, hikayeler, bu hikâyenin gerçekliğini inkâr etmemesi için çaba sarf ediyor.
Ya da en azından birbirimizi kolumuzdan tutup - bak, aklını başına topla, dünyanın halini unutma- diyoruz ve yaşadığımız bu hayat yani bu hayatı yaşarken, günlerimizi geçirirken, konuştuğumuz şeylerin hassasiyetlerini ve duyarlılıklarını taşıyoruz. Dolayısıyla ona göre yaşıyoruz, buna göre yemek yiyoruz, ona göre uyuyoruz, buna göre konuşuyoruz ve nihayet buna göre harekete geliyoruz.
Bu yüzden her seferinde kendimize bir çeki düzen veriyoruz. Tam da birbirimizin kollarından tutup - bak, kendine gel, dünyanın halini unutma - diyerek, hatırlatarak, birbirimizi sarsarak, bu şimdinin tanınabilirliği üzerinde durmaya çalışıyoruz.
Apaçık Radyo da tam olarak Walter Benjamín'in ifade ettiği şimdinin tanınabilirliğine meydan okuyor.
Filistin - İsrail ateşkesin ardında: Tedirginlikli sevinç
İkinci exodus sürecindeyiz. İlk exodus hatırlarsınız, 19 Ocak 2025 tarihinde görmüştük. Filistin ve İsrail ateşkesin ardından, jeopolitik bağlamda birçok tartışma devam ediyor ancak, bu olağan üstü ve sıra dışı zamanda, sizlerle sahadan bazı anıları paylaşmak istiyorum.
Filistinliler evlerine ve ailelerine dönerken, ağır bir duygusal yükle geri dönüyorlar. Buna odaklanmamız gerekiyor. Az önce Mosab Abu Toha, Instagram hesabında bir aile üyesinin İsrail'in esaretinden kurtulduğunu paylaştı. Dün bu kişi eve dönüyordu. Ailesinin diğer tüm üyelerinin öldürüldüğü haberini almıştı. Çaresizdi. Özgürlüğün sevincini kiminle paylaşacağını bilmiyordu. Ama sonra güzel bir şey oldu. Karısı ve çocuğu hayatta olduğunu ve aniden bir odadan çıktığını gördü. Birbirine koşarak geldiler ve öyle birbirini sarıldılar ki anlatamam. Hayata döndüren en sevinç dolu bir kavuşma olsa. Şahsen, bu kavuşmayı izlerken gözlerim doldu.
Bunun tersinde olan örneği de var; Yine Mosab abu Toha yazyor, 'Başka bir Filistinli tutuklu serbest bırakıldı'. İsrail askerlerinin saldırısına uğramıştı. Bacaklarından birini kaybetmişti. Bu adam, bu exodus'un ortasında, hüngür hüngür ağlayarak yürüyordu ve “Kimse kalmadı. Bütün ailem öldürüldü. Kimse kalmadı” diyordu. Bu da başka bir anı. Bir insanın her şeyin kayıp etmesi anlamına geliyor. Tarif edilmesi zor. Bu kişinin söylediği sözlerin yankısı hala kulaklarımda çınlıyor.
Bu tür birçok kavuşma yaşanıyor. Çocukları omuzlarında, valizleri sırtlarında ve el arabalarıyla yürüyen insanlar var.
Filistin vatandaşı arkadaşımız Yahya El-hadi, bize bu süreç ile ilgili kapsamlı bir anlatı sunuyor.
Görünmez Çizgiler: Göç, Güç ve Susturma alanlar
Bu yayında, göç ve savaşın karmaşıklığına ve devletlerin bu konulardaki politikalarının insan haklarına etkilerine dikkat çekilecek. "Görünmez Çizgiler" olarak adlandırılan bu olgular, çeşitli ülkelerdeki politikalar, medya manipülasyonu ve toplumsal algıları şekillendirme sürecinde nasıl rol oynadığını tartışılacak.
"İsimlerini Söyle": ABD'de Filistin İçin Mücadele Eden ve Tutuklanan Öğrenciler
Geçtiğimiz Aralık ayına kadar Columbia Üniversitesi'nde yüksek lisans öğrencisi olan Mahmoud Khalil, 8 Mart'ta tutuklanan ilk kişiydi. Kendisi, yeşil kartı olan - şimdi iptal edilmiş - ABD'de yasal olarak daimi ikamet eden bir kişiydi. Eşi Dr. Noor Abdalla ise ilk çocuklarını doğurmak üzere olan bir ABD vatandaşı. Sekiz aylık hamile olan kadın, kocasının tutuklanmasını avukatıyla telefonda konuşurken filme almış. Mahmoud'u plakasız bir arabaya sürüklerken tutuklayan sivil polislerin kimliklerini öğrenmeye çalıştı.
Mahmoud Khalil'in tutuklanmasının ardından Donald Trump, sosyal medya üzerinden “Bu, gelecek birçok tutuklamanın ilki olacak” tehdidinde bulundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 27 Mart'ta basına yaptığı açıklamada en az 300 öğrenci vizesinin iptal edildiğini söyledi.
Bu yayında, şu ana kadar tutuklanan öğrencilerin isimlerinin Apaçık Radyo'da kaydedilmesi esastır. Dolaysıyla zaman kaybetmeden, bu öğrencilerin kamusal alanlarda tarihin ve zamanın doğru tarafında durdukları için sınır dışı edilen veya hapsedilen öğrencilerin isimlerini seslendirmek istiyorum.
Afganistan ve Pakistan neden sınırda çatışıyor?
Konuğumuz Farid Bin Masood, Pakistan'ın Karachi şehrinden bağlanıyor. Farid, Karachi Üniversitesi'nde sosyoloji alanında yüksek öğrenimi görmüş. Şu anda ise Karachi'deki çeşitli kurumlarda felsefe ve sosyoloji dersleri veriyor. Ayrıca daha önce Center for Social and Political Research adlı bir kurumda siyasi analist olarak çalışmaktadır.
Bildiğiniz üzere, geçtiğimiz haftalarda Pakistan, Afganistan topraklarda saldırıda bulundu. Afgan yetkililer, en az 10 kişinin öldürüldüğünü ve yoğun bir kan dökülme döneminin ardından sınıra iki gün süren nispi sükuneti getiren ateşkesi bozduğunu söylüyor.
48 saatlik ateşkes, her iki tarafta da düzinelerce asker ve sivilin hayatını kaybettiği, neredeyse bir hafta süren kanlı sınır çatışmalarına ara verdi. Taliban'ın üst düzey bir yetkilisi, AFP haber ajansına verdiği demeçte, “Pakistan ateşkes anlaşmasını ihlal etti ve Cuma günü geç saatlerde Paktika eyaletindeki üç bölgeyi bombaladı” dedi. Yetkili, kimliğinin gizli kalması koşuluyla yaptığı açıklamada, “Afganistan misilleme yapacak” dedi.
Bu duruma odaklanarak, üç sorudan oluşan kapsamlı bir program gerçekleştireceğiz. Amacımız, Pakistan'ın bugün içinde bulunduğu, iç politikada istikrar arayışı ile dış politikada denge kurma çabaları arasında sıkışmış durumunu anlatmaktır. Sorular şu şekilde:
Önemli bir konu, Pakistan'ın büyük şehirlerinin dışında sıcak nokta bölgeleri bulunan güvenlik durumudur. Belki de yönetici elitlerin verdiği bir yanıt, Afgan mültecilerin sınır dışı edilmesidir. Ayrıca belirli etnik topluluklara karşı misilleme yapılmıştır. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Hükümet bu duruma nasıl yanıt verdi?
Pakistan'ın bölge genelindeki rolünü nasıl görüyorsunuz? Değişen küresel senaryoda Pakistan'ın konumu nedir? Örneğin Filistin ve İsrail. Mısır Barış Zirvesi'nde Shahbaz Sharif'in Donald Trump'a olan takdirini duymuş olabilirsin. Trump'ı Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterme şeklini. Shahbaz Sharif'in mevcut hükümetiyle Pakistan'ı şu anda nasıl konumlandırırsınız?
Pakistan'da şu anda siyasi bir kargaşa var. Baskı var. PTI'yi [Pakistan Tehreek-e-Insaf, Pakistan parlamentosundaki en büyük parti] zayıflatma girişimleri var, Imran Khan [eski başbakan ve PTI lideri] hapiste. Yeni bir hükümet var. Pakistan'daki mevcut durum hakkında genel değerlendirmeniz nedir?
Burası benim de evim
"Gerçekten merak ediyorum, bu ülkede benim varlığım ne olduğunu gerçekten merak ediyorum. Benim burada geleceğim nedir? Kendimi buradaki durumumla ne kadar kesin bir şekilde bağdaştıracağım ve burada olduğumu ve burada olmanın, hayatımda olabileceğim başka hiçbir yerde olamayacağım anlamına geldiğini düşünmeyen acımasız çoğunluğa nasıl anlatacağım? Ben başka hiç bir yere var olamam. Burası benim de evim. Burayı ben de dert ediniyorum. Ben şu an bu ülkedeyim ve gerçek bu."
Kayseri'de yaşanan son olaydan sonra 3 bine yakın Suriyeli işçi şehri terk etti. Yeni Şafak'ın saha araştırmasına göre böyle. Bunu yarınki yayınımızda konuşacağız.
Ayrıca ABD'deki son seçimler hakkında da konuşmak istiyoruz. “Nermeen Shaikh'in Democracy Now!'da Maria Hinojosia ile yaptığı “Trump ‘Birlik’ Konuşmasında Göçmenleri Şeytanlaştırıyor, Yalanlar Yayıyor ve Otoriterliği Kucaklıyor!' adlı röportajına da değinmek istiyoruz.
Son olarak Bangladeş'teki son öğrenci protestoları hakkında da konuşuyoruz. Ailem - hem annem tarafı, hem de babam tarafı - aslen Bangladeşliyiz. 1947'de Kalküta'dan Pakistan'a göç ettik. Bu protestolar bana şahsen o dönemi hatırlatıyor. Zamanımız elverirse, programımızda bu konuya da değinmenin önemli olduğunu düşünüyoruz.
Keşmir Gerilimi, ABD’de Öğrenci Tutuklamaları ve Vatandaşların Sınır Dışı Edilmesi
Konuşacak pek çok şey birikti; geçen hafta Pahalgam Keşmir saldırısı sonrasında Pakistan ve Hindistan arasında gerilimler yeniden başladı.
Aklım bir yandan Pakistan'dayken, İstanbul'da deprem olmadan önce ABD'deki uluslararası öğrencilerin tutuklanmasıyla ilgili konuştuk. Neredeyse üç programımız bu meseleler üzerindeydi ve iki konuğumuz ABD'den bize bağlanmıştı. Her ikisiyle ABD'de olup bitenlere yakından takip ettik ve takip etmeye de devam ediyoruz.
Burada özellikle Mohsen Mahdawinin tutuklanması beni çok üzdü. Mohsen, Columbia Üniversitesi'nde Felsefe bölümünde okuyordu. Son dönemdeydi ve mezun olmak üzeredeydi ama şu an gözaltı merkezinde tutuluyor. Kendisi, vatandaşlık mülakatı esnasında tutuklanıyor. Mohsen, tutuklanmadan bir gün önceki CBC Evening'de yaptığı röportajda çok şey söylüyor. Kendi deyişiyle, 'Benim okul ve okul dışında verdiğim mücadele sadece Filistinlilerle sınırlı değil; bu mücadele Yahudi azınlıklar için de geçerli. Benim mücadelem herkesi kapsıyor' diyor.
Aynı zamanda Trump yönetimi ABD vatandaşı üç çocuğu Honduras'a sınır dışı etti.
Democracy Now! manşetinden okuyorum: "Dördüncü evre kanserin nadir görülen bir türü için aktif olarak tedavi gören dört yaşındaki bir çocuk, yedi yaşındaki kız kardeşi ve babasından ayrılarak belgesiz hamile annesiyle birlikte sınır dışı edilen iki yaşındaki bir kız çocuğu. Anneye ABD vatandaşı çocuklarını almaları için baskı yapıldı ve Honduras'a varana kadar diğer aile üyeleri ya da avukatlarıyla iletişim kurmaları yasaklandı. İki yaşındaki kız çocuğunu temsil eden Avukat Gracie Willis, bir ABD vatandaşının 'buna itiraz etmek ya da ABD'de kalma seçeneğini ifade etmek için herhangi bir yol verilmeden sınır dışı edilmesinin eşi benzeri görülmemiş bir durum' olduğunu söylüyor.
Küresel Açlık Krizi ve Sertleşen Hareketlilik Politikaları
FAO ve WFP’nin son raporu, çatışmaların derinleştirdiği akut gıda güvensizliği nedeniyle Suriye dahil 16 ülkede ciddi kıtlık riski bulunduğunu ortaya koyuyor. Haiti, Mali, Filistin, Yemen, Güney Sudan ve Sudan en yüksek risk altındaki bölgeler olarak öne çıkarken, finansman açıkları insani yardımların azalmasına ve kitlesel göç riskinin artmasına yol açıyor.
Aynı dönemde İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün raporu, Türkiye’de yaşayan Uygurların artan baskılar, keyfi tahdit kodları, iptal edilen ikamet izinleri ve sınır dışı uygulamaları nedeniyle kendilerini güvende hissetmediğini belirtiyor. Bu durum geri göndermeme ilkesinin ihlali ve işkence/kötü muamele riski açısından ciddi endişeler yaratıyor.
Avrupa ülkelerinde de göç politikalarının sertleştiği görülürken; Almanya nitelikli göçe ihtiyaç duyduğunu, İngiltere ise sığınma rejimini daha da kısıtlamaya hazırlandığını açıklıyor. Tüm bu gelişmeler, küresel ölçekte hem korunmaya muhtaç kişilerin hem de göç rejimlerinin giderek daha baskıcı bir yöne evrildiğini gösteriyor.
Mülteciler Üzerine Hukuksal Mücadeleler ve Adalet Arayışı
4-20 Eylül tarihlerinde, göçmenlerle ilgili çeşitli konular gündemdeydi. Türkiye'de, İran'a iadesi planlanan iki Kürt mültecinin sınır dışı edilmesi kararı geri çekildi, diğer ikisi için de benzer bir talep var. Avrupa'da aşırı sağın yükselişi ve İslam düşmanlığı artarken, Hollanda sığınmacı girişini kısıtlamak için AB'den istisna talep etti. İtalya’da ise Matteo Salvini, göçmenleri denizde bırakma suçlamasıyla yargılanıyor. Türkiye'de Afgan göçmenler ve maden işçisi Vezir Mohammad Nourtani'nin ölümüyle ilgili adalet çağrıları sürüyor.
Dayanışma adına...
Bugün Taha Elgazi'yi destek olmak için bir araya geldik.
Suriyeli insan hakları aktivisti Taha Elgazi, Cuma günü, eşi ise Cumartesi günü evlerinden alınarak Geri Gönderme Merkezi’ne götürüldüler.
Taha Elgazi’nin nerede olduğunu, neden gözaltına alındığını uzun süre öğrenemedik. 19 Mayıs Pazartesi sabahı ise ne yazık ki sınır dışı edildiklerini öğrendik.
Bu konuda kamuoyunu bilgilendirmek adına Taha Elgazi’nin de katılacağı yayında birlikte olacağız.
ABD ve Avrupa’da Güvenlik ve Sosyal Darwinizm Kıskacı
18 Nisan 2025 tarihinde, neredeyse dokuz ay önce ABD'de yaşayan ve eğitimine devam eden Zişan Tokaç'ı konuk almıştık. Arada dokuz ay geçmiş ve Zişan bize tekrar katılıyor.
Hatırlarsınız; Zişan ile Mahmoud Khalil’in tutuklanması ve Donald Trump'ın 300'e yakın üniversite öğrencisini hedef alacağını ve hatta Mahmoud Khalil'in yanı sıra Momoduo Taal, Rümeysa Öztürk, Yunseo Chung, Badar Khan Suri, Leqaa Kordia, Ranjani Srinivasan, Alireza Doroudi, Dr. Rasha Alawieh şimdiye kadar bildiğimiz isimlerin tutuklanmasıyla ilgili konuşmuştuk. Bu isimlerin bazıları gözaltında, bazıları ise sınır dışı edildi. Bu öğrencilerin sınır dışı edilmek ve gözaltına alınmak için tek bir suçları vardı: Filistin için seslerini yükseltmekti.
Bu durum beni bir söyleyişe götürdü; Rüşen Çakır ve Hamit Bozarslanın yaptığı bir söyleyi, 07 Ekim Mayıs 2022 tarihinde medyascope’ta yayınlandı.
Hamit Bozarslan, bir siyaset bilimci ve şu anda Fransa'daki EHESS'te dersler veriyor. Yaptığın söyleyişin ana başlığı: “Hamit Bozarslan ile söyleşi: Hamas saldırılarının ikinci yılında Orta Doğu". Kendisi şöyle diyor: “Gazzeli’lerin imhası. Söz konusu olan şu anda çok açık bir şekilde biyolojik bir savaş, sosyal Darwinist bir savaş. Filistinlilerin bir tür olarak görülmesi ve orada imha edilmesi, Gazze’de imha edilmesi. Bunun bitmesi gerekiyor. Fakat diğer yandan Trump’ın dayattığı ve Blair’in de kabul ettiği strateji aslında Gazze’nin sadece bir manda yönetiminde de değil doğrudan kolonyal bir yönetime tabi olmasını beraberinde getirmekte. Bu tabii çok içler acısı bir olgu.”
Hamit Bozarslan'ın kullandığı kavram, Sosyal Darwinizm. Kendi biyolojik türden uymayan bir sınıfın yok edilmesini -imha edilmesini- savunan bir ideolojiyi kastetmekte. Nedense, bu ifadeyle ilgili en çok aklımda kalan şey bu oldu. Belki de bu konu daha ayrıntılı bir tartışmayı hak ediyor.
Yayınımızı dönersek, bugün ABD'ye tekrar dönmemizin sebebi de bu. ABD’de Trump yönetimi; Afganistan, İran, Yemen, Haiti, Somali ve Venezuela’nın da aralarında bulunduğu Asya, Afrika ve Latin Amerika’dan 19 ülkenin vatandaşlarına yönelik tüm sığınma, göçmenlik, vatandaşlık ve Yeşil Kart başvurularını askıya aldı. Daha önce onaylanmış dosyalar ve mevcut Yeşil Kart sahipleri de yeniden incelemeye alındı. Yönetim, bu ülkeleri “yüksek riskli” olarak tanımlarken, kararlar “toplu cezalandırma” ve insan hakları ihlali gerekçesiyle eleştiriliyor. Öte yandan Florida’daki ICE gözaltı merkezlerinde işkenceye varan koşulların belgelenmesi, Minnesota’da ICE operasyonlarında hukuksuz uygulama iddiaları ve İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’e yönelik istifa çağrıları tartışmaları derinleştiriyor.
Avrupa’da da benzer bir sertleşme dikkat çekiyor: AB, ilticası reddedilenlerin daha hızlı sınır dışı edilmesini, bazı başvuruların sınırlı incelenmesini ve üçüncü ülkelere gönderilmeyi öngören yeni kurallarda uzlaştı; insan hakları örgütleri bu adımların hukuka aykırı olduğunu savunuyor. Göç yollarındaki riskler ise artarak sürüyor; Girit açıklarında bir göçmen teknesinin alabora olması sonucu en az 18 kişi hayatını kaybetti. Bu tabloya karşılık sivil toplum örgütleri, Uluslararası Göçmenler Günü vesilesiyle ayrımcılığa karşı kapsayıcı, hak temelli politikalar ve barış içinde bir arada yaşam çağrısını yineliyor.