Gidilmeyen Yol
“Hafıza seçicidir, anlatı kurar; hatırlamak ise başlı başına yeniden yazmaktır"
Feminist Yöntem ve Feminist Sanat
Sanatta Bitmemişlik, İz ve Boşluk
Yaşanmış Kadar Yaşanmamış Olanlar: Gidilmeyen Yol
Nesnellik Kimin Sesi?
Bu hafta, dünyaya yukarıdan bakan, her şeyi uzaktan ve “tarafsızmış” gibi açıklamaya çalışan bakışa itiraz ediyoruz. Ebru Nihan Celkan ile kim konuşuyor, nereden konuşuyor ve neyin konuşulmasına izin veriliyor, bunları sanat üzerinden tartışıyor; nesnel görünme iddiasına, bazı seslerin sistematik biçimde susturulmasına karşı çıkıyor, gücün, eşitsizliğin ve görünmezliğin nasıl kurulduğunu ele alıyoruz.
Ahmet Gürata ile intikam filmlerinin değişimi, öfkenin cinsiyeti ve temsilindeki kırılmalar
Konuğumuz Ahmet Gürata ile intikam filmlerinin değişimini, öfkenin cinsiyetini ve temsilindeki kırılmaları konuşuyoruz.
Eşiğin dili: Müge İplikçi ile Tereddüt, Sessizlik ve Yazı
Konuğumuz yazar Müge İplikçi ile “eşik”te yaşamanın edebî dilini konuşuyor; Gloria Anzaldúa’nın nepantla kavramı ve Trinh T. Minh-ha’nın “speaking nearby” yaklaşımı eşliğinde aradalık, tereddüt, sessizlik ve yazının etiği tartışıyor; İplikçi’nin öykülerinde kadın karakterlerin karar eşiğinde duruşu, büyümenin kırıcı yüzü, suskunluğun kurduğu üçüncü yer, “canon bana uysun” diyerek kanona pazarlık açan bir yazı politikası ele alıyor ve su, çatlak, mırıldanma gibi motifler üzerinden hafıza ve özgürlük deneyimini kişisel anlarla ve güncel üretimlerle bağlıyoruz.
Edebiyata Yeni Bir Ses: Boleka
Edebiyat hayatına yeni başlayan Boleka’yı Fatma Özer, Berin Aral ve Yelina Tayfur ile konuşuyoruz.
Sena İmer ile Yolda Kaybolmak: Ev Neresi?
Sebald’dan Modiano’ya, Wenders’tan Jarmusch’a; tren camına adını yazıp kaybolmanın, sonra “ev”e bambaşka bir yerden dönmenin sohbeti. Şehir bizi mi seçer, yoksa biz mi onu? Tokyo’nun sezgisi, İstanbul’un katmanları, Sophie Calle’in acı defteri ve Boym’un nostaljisi eşliğinde gündelik bir yürüyüş.
Bu bölümde “yol”u mutluluk vaadi değil, hafızayı açan bir eşik gibi konuştuk. Sebald’ın yürüyüşleri, Modiano’nun sisli sokakları, Wenders’in Paris, Texas’ı ve Jarmusch’un Paterson’ı aynı masada buluştu; Chris Marker’ın Güneşsiz’iyle şehirlerin sezgisel yanına uğradık. Zen’deki koan gibi, “tek elle alkış” sorusunu şehirlere uyarladık: Tokyo nasıl bir sezgi, İstanbul nasıl bir katmanlar bütünü? Rebecca Solnit’ten kaybolmanın yaratıcı hali, Sophie Calle’den karşılaşmalar ve Mona Hatoum’dan mesafeyle kurulan ev hissi geldi; Boym’un “reflektif nostalji”siyle “ev”in adresini duyguda aradık. Zorunlu göçün hikâyelerini de unutmadık; “Hakim’in Yolculuğu” ile yolun her zaman seçilmiş olmadığını konuştuk. Son sorumuz basit: Ev neresi—yer mi, yoksa geri döndüren his mi?
Şengül Hablemitoğlu ile Yasın Temsili ve Cinsiyeti
Bu bölümde yasın hikayelerdeki temsillerini, cinsiyetlendirilmiş yapısını ve yas rejimi denen politik hali konuşuyoruz. Agnes’in yerinde William olsaydı hikâye nasıl değişirdi sorusundan hareketle yasın kim tarafından, nasıl görünür kılındığını tartışıyoruz.
Film arası önerileri: Ghostlight ve Tiny Beautiful Things. Sohbette ayrıca Hamnet, Train Dreams ve Manchester by the Sea filmlerinden de bahsediyoruz.
Murat Gülsoy ile Yazarın Kendine Mesafesi
Edebiyatın gidilen gidilmeyen yollarını konuşuyoruz; yazının yönünü bilmediğimiz bir yere yürümek olarak düşünerek sezgi, merak ve hatırlama arasındaki geçişlerde duran karakterleri; gitmekle kalmak, unutmakla hatırlamak arasındaki eşikleri; metnin okurla kurduğu açık alanları, yazarken müzikle ve iç seslerle kurulan bağı, yazarın kendine olan mesafesini ve bu mesafede kendini yeniden üretme ya da silme hâllerini tartışıyoruz.
Barbaros Altuğ ile ötekileştirilenler
Konuğumuz Barbaros Altuğ ile ötekileştirilenleri konuşuyor; edebiyat, sinema ve kişisel anlatılar üzerinden marjinalleştirilen hayatların görünür kılınmasına, hafızanın korunmasına ve unutulan hikâyelerin yeniden anlatılmasına değiniyoruz.
Asuman Kafaoğlu Büke ile Hamlet ve Othello Yer Değiştirirse
Bu hafta Gidilmeyen Yol’da edebiyatın gidilen ve gidilmeyen patikalarını, yavaş okumanın metinle kurduğu derin bağı, eleştirinin görünmez yerlerini ve romanın dijital çağda değişen ritmini düşünüyoruz. Alternatif anlatı biçimlerinin açtığı imkânları, seçimlerle kader arasındaki ince çizgiyi ve kadınların kendi yolunu kurarken karşılaştığı yapısal sınırları tartışıyoruz. Kişisel kırılma anlarının bir hayatı nasıl yeniden biçimlendirdiğine bakarak “gidilmeyen yolların” hem edebiyatta hem hayatta nasıl çoğaldığını konuşuyoruz.
Perihan Taş Öz ile Gidilmeyen Yollar
Konuğumuz Perihan Taş Öz ile gidilmeyen yolları üç film üzerinden konuşuyoruz: Henüz gitmediğimiz yollar Sonsuzluk ve Bir Gün; gitmekten sakındığımız yollar Aftersun ve gidilmemesi tavsiye edilmiş yollar Dünyanın En Kötü İnsanı.
Nasıl karar veririz? - İlker Küçükparlak ile Seçimlerimiz Üzerine
Bu bölümde psikiyatri uzmanı Dr. İlker Küçükparlak ile karar verme süreçlerine, duyguların ve bilinçdışının bu süreçte nasıl rol aldığına bakıyoruz. Gerçekten seçiyor muyuz, yoksa seçim dediğimiz şey bizi çok daha önce şekillendiren mekanizmaların bir sonucu mu? Depresyonda ağırlaşan, anksiyetede aşırı kontrol eden, manide hızlanan karar süreçlerini; duygunun, sezginin ve “içten gelen sinyal” dediğimiz şeyin karar anındaki etkisini konuşuyoruz. Modern hayatın seçim bolluğunda insanın neden bu kadar zorlandığını, kararın nasıl bozulduğunu, neden bazı yolların hiç açılamadığını ve bir hayatın “gidilmeyen yollar” tarafından nasıl şekillendiğini birlikte tartışıyoruz.