Hüsnükabul
Bitmeyen Savaş: Yenilgi, İhanet ve Yıkıntılar arasında düşünmek
Shahram Khosravi Stockholm Üniversitesi’nde antropoloji profesör, iki hafta önce — tam tarihi belirtilmemiş olmakla birlikte — Cabinet dergisinde, 28 Şubat’tan bu yana İran’da ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen bir dizi saldırıyı ele alan bir makale kaleme aldı: “Defeat as method: Thinking from within the ruins” (Bir yol-yordam olarak yenilgi: Yıkıntılar arasında düşünmek).
Shahram, bu yazıda, 1987 yılının sonlarında, İran-Irak savaşından kaçmak için İran’dan bir sınırdan diğerine yasadışı olarak geçerken babasının gönderdiği mektuptan bahsediyor. Babasının ona yazdığı son iki cümle şu şekilde: “Hayat, yenilgiden ibaret. Hayatın karşısında yenilgiyle yüzleşmeyi öğren.”
Ve şu soruyu soruyor: Peki, yenilgiye nasıl hazırlanılır? Henüz gelmemiş bir yenilgiye, toprakları, isimleri, zamanları elinden alınmış, yenilgiye artık yabancı olmayan onun gibi insanlar için.
Shahram için yenilgi bir şeyin kaybı olsa da bir sonraki yenilgiyi hazırlamak için bir kapı açıyor. “Bir bakıma,” diye yazıyor, “onun için yenilgi bir şeyi kaybetmek değil, başka bir yenilgiye hazırlıklı olmaktır — bununla yüzleşerek, o yenilgiyle göze göze gelerek.”
Öyleyse, yeryüzünün mağluplarının paylaştığı şey, yenilginin mücadelenin sonu değil, mücadelenin koşulu olduğu anlayışınındır, diyor. Filistinliler bunu 1948’den beri anlamışlar. Biz İranlılar, yeryüzünün mağlupları, Filistinlilerden yenilgilerimizle yüzleşmeyi nasıl öğrenmişizdir. Bu yüzden tekrar tekrar yeniliyoruz, ama asla aynı şekilde değil. Yenilgilerimiz aynı şeyin tekrarı değil. Çünkü tekrarlamak dünyayı ona ihanet etmek olur, diyor. Tekrar ediyorum: “Çünkü yenilginin tekrarlaması dünyanın ihanet etmektir, anlamına geliyor.” Stockholm Üniversitesi’nden Profesör Shaharam Khusravi.
Tamamen bu iki kelime yenilgi ve ihanet üzerine durmak istiyorum. Şu anda Beyrut'tan gelen haber: 1.000'den fazla ölü, 1 milyondan fazla yerinden edilmiş kişi; pek çok kişi Güney Lübnan'ın uzun süreli işgalinden endişe duyuyor.
İsrail, Lübnan ve Hizbullah milis güçlerine karşı yeniden başlayan savaşta Lübnan’ı bombalamaya devam ederken, Beyrut’tan Associated Press’ten Kareem Chehayeb’den son gelişmeleri Democracy Now!'da anlatıyor: “Bu savaşı, iki yıldan az bir süre önce yaşanan son savaşla karşılaştırırsanız, son üç haftada yaşananlar, o zaman yedi ya da sekiz ayda yaşananlara denk geliyor,” diyor Kareem. Kitlesel yerinden edilme olaylarını ve yakın zamanda gerçekleşecek bir kara harekâtı endişesini anlatıyor. “Ülkede bir insani kriz yaşanıyor ve bu saldırıların yakın zamanda sona ereceği görünmüyor.”
Pakistan, İtalya ve ABD: İnsani, Hukuki ve Siyasi Gerilimler
Pakistan, Afgan mültecilerin İslamabad ve Rawalpindi'den taşınmasını ve ülkelerine geri gönderilmesini planlıyor.
Donald Trump, Filistin yanlısı protestocuların öğrenci vizelerini ve vatandaş olmayanların oturma izinlerini iptal edecek ve onları sınır dışı etmeyi hedefliyor. Trump, aynı zamanda Pentagon'a Guantánamo'da 30 bin göçmen için toplu bir gözaltı kampı hazırlamasını söylüyor. İtalya, göçmenleri Arnavutluk’a yerleştirme girişimlerinde hukuki engellerle karşılaşarak başarısız olurken, Türkiye’de Zonguldak’ta bir maden kazasında ölen Afgan mülteci Vezir Mohammad Nourtani’nin davasında insan hakları ihlalleri ve adalet talepleri gündeme geldi. Bu gelişmeler, göçmen ve mülteci politikalarının küresel ölçekte insani, hukuki ve siyasi gerilimlere yol açtığını gösteriyor.
Aynı havayı soluyoruz
Aynı havayı soluyoruz şiarıyla buradayız. Orman yangınları tüm dünyada ve Türkiye'de artıyor, görmezden gelmek mümkün değil. Bu hassas konuyu konuşmak istiyoruz çünkü burada bizimki kadar börtü böceklerin ve diğer canlıların hayatı söz konusu.
Bu özel programda zeytin ağaçlarını da aklımızda tutuyoruz; zeytin ağacının Filistin'de derin bir anlamı olduğunu hatırlarsınız, derin bir aidiyet içerir, derin bir hafıza içerir, binlerce senelik bir aidiyet ve hafıza. Bu zeytin ağaçlarının yerlerini değiştirdiğimizde - tehcir ettiğimizde - onları bu aidiyetten koparmış oluyoruz.
Zeytin ağaçlarının anlamını ve varlığını bu şekilde görmek mümkün. Filistinli şair Mahmud Derviş, “Zeytin ağacı kendisini diken elleri tanısaydı, yağı gözyaşı gibi akardı” der.
Programda hem orman yangınlarını, hem de zeytin ağaçlarının yerinin değiştirilmesinin - tehcir edilmesinin - doğru olmadığı gerçeğini aklımızda tutarak konuşuyoruz.
Börtü böceklerin, çam ağaçlarının, zeytin ağaçlarının hayatı bizim hayatımız, hepimizin hayatıdır, diyoruz.
Yayınımızda bize Arif Ali Çangı katılıyor.Çangı bir avukat ve Ege bölgesindeki tüm çevre sorunlarıyla ilgileniyor. Bize, çevrenin hem hukuki sürecini, hem de çevrenin varlığının hayatımızda ne anlama geldiğini anlatıyor.
Sınır Dışı, Geri Dönüş ve Suriye Gerçeği
Taha El Gazi ile Türkiye’den sınır dışı edilme sürecinden Suriye’ye dönüş deneyimine uzanan kişisel hikâyesi üzerinden; göçmen hakları, geçici koruma statüsünün geleceği, geri gönderme politikaları ve savaş sonrası Suriye’de sağlık, eğitim ve yaşam koşullarını ele alıyoruz.
Batı Şeria'da İsrail'in Artan Saldırıları ve Filistinli Mültecilerin Durumu
İsrail'in son haftalarda 35 bin Filistinliyi yerinden eden askeri saldırılarını yoğunlaştırdığı işgal altındaki Batı Şeria üzerine konuşuyoruz. Cumartesi günü İsrail askerleri, Nur Shams mülteci kampına baskın düzenleyerek, biri sekiz aylık hamile iki kadını öldürdü, kocasını da ağır yaraladı. Filistinli sağlık yetkilileri, kadının fetüsünü kurtarma çabalarının kısmen İsrail ordusunun çiftin hastaneye sevk edilmesini engellemesi nedeniyle başarısız olduğunu söyledi. Bu gelişme, Başkan Trump'ın ABD'nin Gazze'ye 'sahip olması' ve orada yaşayan Filistinlileri zorla yerlerinden etmesi yönündeki önerisini iki katına çıkardığı bir döneme denk geldi.
Yayınımızda 'tehcir' konusunu yeniden ele alıyoruz ve yerleşik medyada kullanılan 'resettlment', 'remove' ve hatta 'leave' gibi yaygın terimlere odaklanıyoruz. Ayrıca iki yayın önce değinemediğimiz Cenin kampındaki durumu da yeniden ele alıyoruz.
Bu konuları konuşabilmek için Filistin doğumlu BDS aktivisti Yousef Hussam konuğumuz oluyor.
İltica hakkı askıya alınıyor: ABD ve AB’de Sertleşen Politikalar, Hak İhlalleri ve İnsanlık Dışı Koşullar
Zebo Kadirova’nın hiçbir somut gerekçe olmaksızın geri gönderme merkezinde tutulması, Türkiye’deki göç politikalarının geldiği noktayı gözler önüne seriyor. Aylarca imza yükümlülüğüne tabi tutulan ve ardından ani bir şekilde alıkonulan Kadirova’nın dört çocuğu annelerinin geri dönmesini beklerken, ailesi ise yetkililere çağrıda bulunuyor. Göç İdaresi’nin İslam coğrafyasından gelen göçmenlere yönelik ayrımcı ve baskıcı uygulamaları, insan hakları savunucuları tarafından kaygıyla izleniyor.
Birleşmiş Milletler diğer yandan insani yardım fonlarındaki kesintilerin dünya genelinde göçü tetiklediği uyarısında bulunuyor. Bu krizin yapısal sebeplerine dikkat çekiliyor. Tarımın şirketleşmesi, doğal kaynakların sömürülmesi gibi nedenlerle insanlar yurtlarını terk etmek zorunda kalıyor. Göçmenler ise sıklıkla medyada tehdit olarak sunuluyor; oysa yaşanan göçler çoğunlukla hayatta kalma mücadelesinin sonucu. Göçün bireysel tercihlere indirgenmesi, adaletsizliğin üzerini örtüyor.
ABD'de ICE'in Latin kökenli insanlara yönelik ayrımcı ve sert müdahaleleri, yargı tarafından anayasaya aykırı bulunurken, Kaliforniya’da yapılan baskınlarda bir göçmenin ölmesi durumun vahametini artırıyor. Öte yandan Yunanistan’da artan göçmen akını karşısında iltica başvuruları askıya alınırken, Libya ile iş birliği girişimleri de başarısızlıkla sonuçlanıyor. ABD’de ise Trump yönetiminin “Alligator Alcatraz” gibi gözaltı merkezlerinde göçmenleri insanlık dışı koşullarda tutması, uluslararası kamuoyunun tepkisini çekiyor. Göçmen krizine yönelik baskıcı uygulamalar, küresel adaletin sorgulanmasına neden oluyor.
Bir Arada Yaşarız: Duygu halleri -Milliyetçilik, Ulus Devleti-
Waseem Ahmad Siddiqui, kendi göç hikâyesinin başında duygu ve düşüncelerini anlatıyor. Ardından İzmir Güzelbahçe'deki 3 Suriyeli mülteci, olayla ilgili hak temelli olarak sesleniyor. İzmir'deki bu olayı Ferhat Kentel ile "Milliyetçilik" kavramıyla yan yana getirmeye çalışıyoruz. Bu kadar yüklü bir kavramın altında ezilmek yerine, duygu durumlarımızı veya birbirimizle konuşamama hallerimiz üzerinde tartışıyoruz.
Küresel Neoliberal Krizler: Kongo, Hindistan ve Almanya'da savaş, göç ve ticaret
Kongo’nun doğusunda artan şiddet olayları, özellikle kadınlar için korkunç sonuçlar doğuruyor. Yüzlerce kadın, hapishanelerde tecavüze uğradıktan sonra diri diri yakıldı. Bu duruma karşı çıkan yerel inanç liderleri, barış için bir halk hareketi başlattı ve uluslararası destek talep etti. Avaaz gibi kuruluşlar, bu çağrıya destek olmak için insanların imza atmasını ve Goma’daki yerel liderlerin barış taleplerini kilit ülkelere iletmesini istiyor.
Hindistan’da ise ABD’den sınır dışı edilen Hintlilere yönelik kötü muamele büyük tepki topladı. Çoğunluğu Sihlerden oluşan 116 kişi, Amritsar’a inerken kelepçeli ve prangalıydı. Hindistan’da özellikle çiftçiler, 2020’de Narendra Modi hükümetinin neoliberal politikalarına karşı büyük protestolar düzenlemişti. Göçmenler, ABD’ye ulaşmak için büyük bedeller ödediklerini ve insanlık dışı koşullara maruz kaldıklarını anlattı. Buna rağmen, ABD ve Hindistan liderleri arasındaki görüşmelerde bu meseleler gündeme gelmedi.
Öte yandan, Almanya düzensiz göç ile mücadele kapsamında sınır kontrollerini altı ay daha uzatma kararı aldı. Başbakan Olaf Scholz, bu uygulama sayesinde yasa dışı geçişlerin azaldığını ve insan kaçakçılarının yakalandığını belirtti. Avrupa genelinde de düzensiz göçmen sayısında düşüş yaşandığı görülüyor. Özellikle Batı Afrika ve Doğu Akdeniz rotalarından gelenlerin sayısında belirgin bir azalma kaydedildi. AB yetkilileri, göç politikalarındaki sıkı önlemlerin bu düşüşte etkili olduğunu vurguluyor.
Bir Uçakla Sürgün, Bin Soru: İnsan Hakları Sınır Tanımıyor mu?
Mısır doğumlu ve muhalif Mohamed Abdelhafız’ın Türkiye'den sınır dışı edilmesi, insan hakları açısından düşündürücü bir başka örnek. Gülden Sönmez ve MAZLUMDER’in yaptığı çağrılara rağmen, yıllardır Türkiye’de yaşayan ve ülkesinde idamla karşı karşıya olan bir insanın gönderilmesi, vicdanlara ağır bir yük bıraktı. Sığınmacılar hukuki güvence altındayken, neden bilinmeze – belki de ölüme – gönderiliyorlar? Göç politikaları güçle şekillenirken, insan haklarının sesi kısılmamalı. Aksi halde hukuk, sadece güçlü olanın kalkanı haline gelir.
Almanya’da ise Temmuz ayında gerçekleştirdiği yeni sınır dışı operasyonuyla 81 Afgan erkeği ülkelerine gönderdi. Suç geçmişleri ve mahkeme kararları gerekçe gösterilse de Taliban yönetimi altındaki Afganistan’a zorla geri gönderilen bu insanların nasıl bir kaderle karşılaşacakları belirsiz. Üstelik bu, Almanya'nın bu yöndeki ikinci hamlesi. BM’nin açık uyarısına rağmen sınırdışıların sürmesi, göçmen politikalarında hukuki kaygılardan çok siyasi hedeflerin öne çıktığını gösteriyor. Merz hükümetinin sertleşen söylemleri, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve aile birleşiminin askıya alınması gibi uygulamalarla göçmenlere yönelik baskının daha da artacağını işaret ediyor. Bununla birlikte, Almanya'nın ev sahipliğinde düzenlenen Göç Zirvesi, Avrupa genelinde iltica süreçlerinin üçüncü ülkelere taşınması ve göç politikalarının sertleştirilmesi yönünde önemli adımlar içeriyor.
Sınır dışı edilen mültecilerin yaşam hakkı ihlali: Gönüllü geri dönüş (?)
Sığınmacı Hakları Platformu, mültecilerin gönüllülük adı altında zorla geri gönderilmesine ilişkin mesele üzerine tartışıyoruz.
Almanya AfD ve Yeni Siyasi Kaymalar: “Demokrasinin alacakaranlığına tanık oluyoruz”
Göç Araştırmaları Vakfı bünyesindeki Türk Diasporası Araştırmaları Merkezi (TÜDAM) Araştırmacısı Haydar Haluk Ceylan tarafından hazırlanan 'Popülizm Aşırı Sağ: AfD’nin (Almanya için alternatif parti) Göçmen Karşıtı Stratejileri ve Söylemleri' başlıklı analiz yayımlandı. Bu analizde, 23 Şubat 2025 tarihinde gerçekleşecek olan Almanya Federal Meclis seçimleri öncesinde Almanya’da aşırı sağın yükselen aktörlerinden Almanya için Alternatif (AfD) partisinin göçmen karşıtı politikaları ve söylemleri detaylı bir şekilde incelenmektedir.
Almanya'da son seçimlerde parti liderleri göçe karşı birleşti. Sahra Wagenknecht (Sahra Wagenknecht Birliği) Alman sol partisi de buna dahil. Bu aslında bizim sık sık konuştuğumuz, yeni bir siyasetin göstergesi. Bu yeni siyaset biçimi açıklamak kolay değil. Örneğin Sahra şöyle bir yarın hedefliyor; “Daha cömert emekli maaşları ve asgari ücretin artırılmasından iklim koruma önlemlerinin kısıtlanması ve iltica düzenlemelerinin sertleştirilmesine kadar her konuda kampanya yürüten bu parti, hem sol hem de sağ politikaları bir araya getirerek siyasi manzaradaki bir boşluğu dolduruyor olarak tanımlanıyor.”
Bu cömertlik, 'iklim' koruma önlemlerini kısıtlayarak ve 'iltica' düzenlemeleri sıkılaştırarak boşluğu doldurmayı amaçlıyor - ekonomik boşluğu doldurmayı amaçlıyor.
Tarık Ali'nin You Can’t Please All (Herkesi Memnun Edemezsiniz) adlı otobiyografik kitabında söylediklerini burada tekrarlamak istiyorum.
Şu anda tanık olduğumuz bu 'berbat zamanlar' daha önce hiç yaşanmamıştır. Tarih artık tekrar etmiyor.
“Avrupa’nın siyasi partilerde bu tür kaymalar, bariz kaymalar, yer değiştirmeler apaçık bir ikiyüzlülüktür. Avrupa genelinde bu apaçık ikiyüzlülük artık çok yaygın. Artık 'hem merkez sol, hem de merkez sağ tamamen ikiyüzlü bir şekilde aşırı sağ ile yan yana duruyor.'
Tarık Ali, aşırı sağ ve aşırı sol hakkında çok fazla endişelenmek yerine, aşırı merkeze daha fazla odaklanmamız gerektiğini söylüyor: Bu uyarı Avrupa'da demokrasinin gerilemesi ve Alman hegemonyası hakkında işaret ediyor.
Wagenknecht'in görüşleri, sol eğilimli ekonomi, göçmen karşıtı söylem ve ABD'ye şüphe ve Rusya'ya süregelen desteğe dayalı bir dış politikanın eklektik bir karışımıydı. Yıllarca eski Doğu Alman Komünist Partisi'nden doğan Die Linke'nin (Sol) yüzü olan Wagenknecht, geleneksel siyasetle ilgili hayal kırıklığını sık sık dile getirmiştir.
Die Linke, hatırlayacağınız üzere, Almanya'da yaşayan Yahudileri korumaktan bahsederken, Yahudilerden daha fazla ayrımcılığa ve saldırıya uğrayan Müslümanları antisemitizmi arttırmakla uyarıyordu. Ancak Sahr Wagenknecht için durum artık böyle değil. Cömert bir ekonomi için farklı bir çizgi izliyor. AFD'ninkinden farklı olmayan bir çizgi...
Bunu nasıl açıklayabiliriz? Bence bunu bir mesele haline getirmeliyiz? Bu ikiyüzlülüğün, bu siyasi eylemin arkasındaki nedenler veya kaygılar nelerdir?
“Elimde bir bulut var”: Yeniden birlikteyiz
Gaza Biennale İstanbul’da 'Elimde bir bulut var' başlığı altında başlıyor. Uluslararası sanatçılar dayanışma içinde bu bienali desteklemek için eserler bağışlıyorlar. Birlikte, sanat, şiir ve seslerini yerinde ve çevrimiçi olarak paylaşacaklar. Sergi ile birlikte canlı bir performans açılacak. Serginin yeri ve zaman: Depo İstanbul, 19 Eylül akşam 17:00’de açılıyor ve 8 Kasım’a kadar devam ediyor.
Kilis’in Ketenciler Mahallesi’nde kaybolan 2 yaşındaki Suriyeli Arıc Aljaroukh’un cansız bedeninin evlerinin yakınındaki su kuyusunda bulunması büyük üzüntüye yol açtı. Kilis Valiliği, olayın Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde titizlikle soruşturulduğunu açıkladı ve tüm kentin bu acı hadiseden derinden etkilendiğini vurguladı. Küçük kızın ölümü, geçtiğimiz yıl aynı kentte yaşanan Gina Mercimek cinayetini hatırlatarak güvenlik, mülteci çocukların korunması ve yaşam koşulları konularını yeniden gündeme taşıdı. Valilik ayrıca aileye başsağlığı dilerken, kayıp ihbarı sonrası arama çalışmalarına destek veren vatandaşlara teşekkür etti.
Türkiye’de Suriyelilerin demografik durumu da tartışılmaya devam ediyor. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın açıkladığı verilere göre, 2021’de 3,7 milyon ile zirve yapan geçici koruma altındaki Suriyeli sayısı, 2025 Mayıs itibarıyla 2,7 milyona geriledi. Bugüne kadar 1,1 milyondan fazla Suriyeli ülkelerine gönüllü olarak dönerken, İstanbul 437 bin kişiyle en fazla Suriyelinin yaşadığı şehir oldu. Geri dönüşler hükümet tarafından “gönüllü, güvenli ve onurlu” bir süreç olarak tanımlansa da, insan hakları örgütleri kimi durumlarda hak ihlalleri yaşandığını iddia ediyor.
Öte yandan Pakistan’ın doğusundaki Pencap eyaleti, tarihinin en büyük sel felaketiyle karşı karşıya. Muson yağmurlarının yanı sıra Hindistan’dan gelen taşkın suları nedeniyle nehirler rekor seviyelere ulaştı ve 2 milyon kişi selden etkilendi. Binlerce kişi tahliye edilerek okul ve kamu binalarında kurulan geçici kamplara yerleştirilirken, tarım arazilerinin büyük bölümü sular altında kaldı. Yetkililer, bu durumun hem gıda güvenliği hem de barınma koşulları açısından ciddi bir kriz yaratabileceğini belirtiyor. İklim değişikliğinin etkileriyle şiddeti artan muson yağmurlarının, Güney Asya’daki milyonlarca insan için giderek daha yıkıcı sonuçlar doğurduğu uyarısı yapılıyor.
Göçmen Politikası İnsan Hakları Çerçevesi
Göç İdaresi'nin 17 Şubat'ta yaptığı 'Sınırdışı ve geri gönderme merkezlerindeki insanlık dışı ortamla ilgili haberlerin yanlış ve yanıltıcı olduğu' yönündeki basın duyurusunu ele alıyoruz.
Küresel Güney'in Sessizliği, Trump’ın Stratejisi ve Sudan’daki İnsan Hakları Krizi
Vijay Prashad geçtiğimiz hafta Communist Party USA Eastern Washington'de, Donald Trump ve Zelensky görüşmeler ardında şöyle dedi, “Trump'ın Zelenskyy'ye davranış biçimi sizi şoke etti ancak bu bizim için yeni bir davranış değil; bu sadece sizin için yeni çünkü bir Avrupalıya bu şekilde davranıldığını görünce şok oldunuz. Afrikalılara, Asyalılara ve Latin Amerikalılara rutin olarak bu şekilde davranılıyor. Ancak - tevazularından dolayı - şikayet etmezler.”
Bugünkü yayınımızda bu şikâyetsizlik konusuna odaklanmaya çalışıyoruz. Biliyorsunuz, Sudan konusunda dünyanın derin bir sessizliğe büründüğüne tanık oluyoruz. Bugün gözlerimiz Sudan'da da olacak ama önce Vijay'in söylediklerine ve bu 'şikayetsizliğin, hoşnutsuzluğun ve memnuniyetsizliğin' dünyada olup bitenlerle nasıl örtüştüğüne bakalım.
Dünyanın bazı bölgeleri, özellikle de 'Küresel Güney', ayrıcalıklara o kadar odaklanmış durumda ki sesleri neredeyse hiç duyulmayan yerlerden hiç bahsedilmiyor. Vijay Prashad da Trump ve Zelensky konuşması hakkında bu ‘barış çağrısı’ için söylediği gibi, “Trump 'ters kissinger' yapıyor, Çin'i izole ediyor ve Rusya ile ilişki kuruyor. Bu, savaş karşıtı bir strateji değil; bu, bir hiper-emperyalizm - aynı demokratların yaptığı gibi. Obama'dan Biden'a kadar hepsi aynıydı. Trump akıllıca bir şey yapıyor; o sadece Rusya'nın Ukrayna'dan istediğini vermek istiyor. Homofobik, trans karşıtı, göçmen karşıtı, iklim karşıtı, her türlü insan hakları karşıtı. Rus Elitlerinin dostu olmak için düğmelere basıyor.”
Merkez siyasetin dost olmak için bir araya geldiklerinde, bu dünyayı garip bir şekilde değiştiriyor. Bu dostluk, güçlünün yanında olmanın bir tür tezahürü - aşırı sağın enternasyonalizmi - ama bu sefer merkez kaymalarının bir tür bir aradılığı, güvenin olmadığı garip bir denge... Bu bana hala çok garip geliyor.
- Sudan'da yerinden edilmiş insanlar aktif çatışmaların yaşandığı bölgelerde “rehin tutuluyor”. Clementine Nkwera-Salami, BM Sudan İnsan Hakları Koordinatörü
- Avusturya’da uzun süren görüşmelerin ardından üç partili koalisyon hükümeti kuruldu ve hükümet programında iltica yasalarının sertleştirilmesi öngörüldü.
- Almanya’da göçmen kökenli milletvekillerinin oranı değişmedi. Almanya’da geçen Pazar günü düzenlenen genel seçimlerin ardından oluşan yeni Federal Meclis’teki göçmen kökenli milletvekillerinin temsiliyet oranı yine düşük kaldı.
Trump’ın BM Konuşması: Göç, Emperyalizm ve Adalet Arayışı
Trump, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na altı yıl aradan sonra döndüğü konuşmasında göçmenleri hedef aldı; sınırların kapatılmasını, “açık sınır” politikalarının terk edilmesini ve Birleşmiş Milletler’in “yozlaşmış bir yapı” olarak görülmesini savundu. Bu söylemler, kan ve toprak milliyetçiliğinin yeniden üretilmesine zemin hazırlarken göçmenlerin yaşam hakkını da doğrudan tehdit ediyor.
The Guardian’ın araştırmaları, göçmen emeğinin nasıl sistematik biçimde sömürüldüğünü gözler önüne seriyor. Birleşik Krallık’tan Türkiye’ye gönderilen atıkların geri dönüşüm tesislerinde mültecilerin kölelik koşullarında çalıştırıldığı; iş cinayetlerinde düzenli olarak hayatlarını kaybettikleri ortaya konuyor. Bu tablo, atık sömürgeciliğinin görünmez ama ölümcül yüzünü açığa çıkarıyor.
Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı’nın son açıklaması ise Nicolai Palamarcıuc cinayetinin “münferit” değil, cezasızlık ve sömürü düzeninin bir sonucu olduğunu vurguluyor. Irkçılık, patriyarka, kapitalizm ve iklim krizinin kesişiminde en savunmasız bırakılan göçmenlerin mücadelesi, küresel adalet arayışının tam merkezinde duruyor. Programda, bu çok katmanlı tabloyu birlikte ele alıyoruz.