Eksi Otuz
#21 Hatice Arıcı’nın etrafında şekillenen müzik evreni
Aramıza yeni katılan performans sanatları ve kültür merkezi Paribu Art’ın Müzik Programlama Yöneticisi olan Hatice Arıcı, aynı zamanda bağımsız bir plak şirketi olan HEXE’de de aktif roller üstleniyor. Sahnelerde mikrofon önünde başlayan kariyeri ise çok farklı dallara uzanıyor. Böylece geçtiğimiz yıllarda sektörde değişen müzisyen ve kurum, izleyici ve sahne ilişkilerini masaya yatırdığımızda söyleyecek çok şeyi oluyor; bugünün en büyük sıkıntılarını ve çözüm yollarını konuşuyoruz. Bağımsız müzisyenlerin kendilerine yeterli alanı bulamıyor olması, farklı sahneleme biçimlerinin ortaya çıkmasına yol açıyor. Gönüllülük üzerinden çarkı dönen müzik endüstrisi gerçekten gönüllülere verecek yevmiye bulamıyor mu? Peki ya koltuğunu terk etmeyenler veya yetiştirme alanı olmadığı için alaylı olmak zorunda kalan profesyonellerin kendilerine bir gelecek inşa etmesi? Hepsi ve daha fazlası 19.30’da anahaberde.
Hatice Arıcı, Music Programming Executive of Paribu Art, a newly joined performing arts and culture center, also plays active roles in HEXE, an independent record label. Her career, which began in front of the microphone on stage, has branched out into many different fields. Therefore, she has much to say as we discuss the changing relationships between musicians and institutions, audiences and stages in the industry over the past few years; we talk about today's biggest problems and their solutions. The inability of independent musicians to find sufficient space for themselves leads to the emergence of different staging methods. Is the music industry, which runs on volunteerism, really unable to find daily wages for volunteers? And what about professionals who cling to their positions or are forced to learn through experience due to a lack of training opportunities, and how they build a future for themselves? All this and more at 7:30 PM on the main news.
#6 Gökçe Balcı Berliner Dream yaşıyor,,, mu?
Ressam ve fotoğrafçı Gökçe, Berlin’e taşındığı son iki seneyi anlattı. Türkiye’den göç eden sanatçıların buhranları ve Berlin’deki bütçe kesintileri sonucunda gittikçe daralan sanat endüstrisi aynı zamanda kendi şehri olan İstanbul’da da hissediliyor. Birkaç kişinin fırçasına emanet olan yarışmalar, tekelleşen galeriler ve bir türlü kendine yer bulamayan genç sanatçılar… Yine de bir öğretmen, bir onaylanan vize, çekmeceden çıkan bir analog kamera bazen hayatın kırılma noktasını belirler. Bu da öyle bir an.
Painter and photographer Gökçe talked about the last two years he moved to Berlin. The art industry, which is shrinking as a result of the depressions of the artists who migrated from Turkey and the budget cuts in Berlin, is also felt in its own city, Istanbul. Competitions entrusted to the brush of a few people, monopolizing galleries and young artists who can't find a place for themselves... Yet a teacher, an approved visa, an analog camera coming out of the drawer sometimes determine the breaking point of life. This is such a moment.
#22 Ayşe Tümerkan’ın Frankeştayn’ı, tabii ki literatüre yeni bir katkı
Ayşe Tümerkan, Frankeştayn kitabevini kurduğunda, Tophane’deki bu küçük dükkanın birkaç sene sonra İstanbul’un belki de en bilinen bağımsız kitabevi olacağını bilemezdi. Birçok kitapsever genç, bugünlerde soluğu burada alıyor, çünkü bu mekan kendini yeniden üreterek gerçek bir kamusal alan olmayı başardı. THE SHEER ile beraber genç müzisyenlere ev sahipliği yaptığı konserleriyle, yeni yazarların imza günleri veya azınlık konularla ilgili yaptıkları atölyelerle, bugün birçoklarınca Tophane’nin en güzel gizli bahçesi haline gelmiş durumda. Gençlerin yaşamları sadece konserlerden veya gece eğlencelerinden ibaret değil, genç okuyuculara ulaşmak da kültür sanat sektörünün bir parçası ve bunun nasıl yaşandığını Ayşeyle konuştuk.
When Ayşe Tümerkan founded Frankenstein Bookstore, she couldn't have known that this small shop in Tophane would become perhaps the most well-known independent bookstore in Istanbul a few years later. Many young book lovers flock here today because the space has managed to reinvent itself and become a true public space. With concerts featuring young musicians, in collaboration with THE SHEER, book signings by new authors, and workshops on minority issues, it has become, for many, Tophane's most beautiful hidden garden. Young people's lives aren't just about concerts or nightlife; reaching young readers is also part of the culture and arts sector, and we talked to Ayşe about how this works.
#7 Pırıl Arkan diyor ki “çok zor şartlara rağmen çok iyi işler çıkartıyoruz”
Pırıl, konser organizasyonlarının tam kalbinde bir kültür endüstrisi çalışanı olarak bu sene bizlerin birbirinden yetenekli sanatçıları dinlemesini sağladı. Ancak bunu yaparken kriz anlarındaki sakinliği, sektörden yetişen ve yetiştiren biri olarak varlığı ile birçok grubun takdirini kazandı. Sahneleri izlerken o sahneleri kuranların da unutulmadığı bir dünya için… Canlı müzik sektörüne daha fazla genç kadını kazandırmalıyız.
Pırıl, as a cultural industry professional at the very heart of concert organizations, enabled us to enjoy many talented artists this year. While doing so, she earned the appreciation of many groups with her calmness during moments of crisis and her presence as someone who both emerges from the sector and helps nurture it. For a world where the people who build the stages are not forgotten while we watch them…We must bring more young women into the live music industry.
#23 Alena Verbitskaia ve Berk Uslu, IDGK’den bahsediyor, hepimizin gözleri kapalı
Birlikte sevdikleri konserlere giderek başlayan arkadaşlıkları, bu konserleri kaydetme isteğine yol açmış ve İstanbul’un yeraltındaki bağımsız müzik sahnelerini arşivlemeye başlamış Alena Verbistkaia ve Berk Uslu’yla beraberiz. IDGK, Orhan Veli’nin İstanbul’u Dinliyorum (Gözlerim Kapalı) şiirinden gelen bir ilhamla sadece bir kayıt ve arşiv alanı olmaktan çıkarak bu işe gönül vermek isteyen herkese açık bir topluluğa dönüşüyor. Arşiv’in sıkıcılığında, görülmeyeni görünür kılan IDGK, aynı zamanda Utrecht’te düzenlenen Le Guess Who? festivaline bağlı Cosmos bağlantı alanında da Türkiye’den bir elçi olarak temsiliyet üstleniyor. Daha fazlası için bölümün tamamı burada!
Their friendship, which began with attending their favorite concerts together, led to a desire to record these concerts, and we are with Alena Verbistkaia and Berk Uslu, who started archiving Istanbul's underground independent music scene. Inspired by Orhan Veli's poem "I Listen to Istanbul (With My Eyes Closed)," IDGK is transforming from just a recording and archiving space into a community open to anyone who wants to dedicate themselves to this work. Making the unseen visible in the monotony of an archive, IDGK also acts as an ambassador representing Turkey at the Cosmos connection area of the Le Guess Who? festival in Utrecht. For more, the full episode is here!
#8 Ece Devrim Küreksiz’in bir lafı var: “balıktan uçmasını beklediler”
Müzik sektöründe çalışmak her zaman sahne üstünde olmak değildir, çoğu zaman uykusuz gecelerin, bitmeyen sahne kurulumlarının ve otel transferlerinin arasında yine de mutlu olmaya devam etmektir. Zaman zaman derin mutsuzluklar da yaratan bu sektöre dahil olan Ece, bir Yaratıcı İçerik Direktörü, ve bu ismin çok daha fazlası aslında. İşini severek yapmaya devam etmek için terapiye giden ve kendini gerçekleştirmek uğruna “kehanetini bozan” çok ilham verici birisi. İlişki problemleri için bile çok zor dahil olduğumuz terapi sürecini işine tekrar sarılmak için kullanan bu diva’yı kutluyoruz!
Working in the music industry isn't always about being on stage; it's about finding happiness amidst sleepless nights, endless stage setups, and hotel transfers. Ece, a Creative Content Director who has been involved in this industry, which can sometimes be deeply unfortunate, is so much more than that. She's an inspiring person who goes to therapy to continue loving her work and "breaks her own prophecy" for the sake of self-fulfillment. We congratulate this diva for using therapy, a process we find difficult even for relationship issues, to reconnect with her work!
#24 Elif Aygın ve Enver Sedat Kurubaş Beyoğlu’nun Zarifi Apartmanı’ndan sesleniyorlar
Büyük Zarifi Apartmanı’nda yer alan istos sahne, geleneksel Rum müziğinden tiyatrolara, bağımsız sahnede yer almak isteyen herkese kucak açan bir salon niteliğinde. Ev sıcaklığında sohbetler, selamlaşıp hâl hatır sorulan gösterimlerle devam ediyor ve kendine ait bir odaya dönüşüyor. Farklı seslere mikrofon olan istos sahne, hem bağımsız bir alan olarak kendi sözünü söylüyor, hem de yavaş yavaş başka mekanlara yayılarak yeni komşular ediniyor.
Located in the Grand Zarifi Apartment building, istos stage is a space that welcomes everyone who wants to participate in independent performances, from traditional Greek music to theatre. Warm conversations and greetings take place during performances, transforming the space into a personal room. istos stage, a microphone for diverse voices, speaks for itself as an independent space while gradually expanding to other venues and finding new neighbors.
#9 Bilge Abur’un tuvali rengarenk, içinde her duygu ve düşünceye yer var
Görsel tasarım üzerine yoğunlaşan Bilge Abur, akademideki resim atölyesinden sonra çağdaş sanat p*yasasında yer edinmeye çalışıyor, çünkü ek işler olmadan hayatını devam ettirmek istiyor. Diğer yandan ise akademi genç mezunlarına eskisi kadar alan tanımıyor, ama Fındıklı rıhtımı yine de dert ortaklarını bulmak için biçilmiş bir kaftan… Mahallenizin sanatçısını destekleyiniz, çünkü onlar sadece boyama yapmıyorlar!
Bilge Abur, who focuses on visual design, is trying to establish herself in the contemporary art m*rket after the painting atelier at the academy, because she wants to make a living without having to do side jobs. On the other hand, the academy doesn't offer as many opportunities to its young graduates as it used to, but the Fındıklı pier is still the perfect place to find like-minded people... Support your local artist, because they don't just paint!
#25 Ayberk İnce, bir müzik “düşkünü” olarak izleyicilerin deneyimlerini anlatıyor
Ayberk ile müzik sektöründe bu sefer seyircilerin gözünden nasıl bir deneyim yaşandığını konuştuk. Özellikle İstanbul merkezli bir alan olan müzik, Ankara gibi farklı yerlerde daha yerli sahne ve küçük gruplar arası etkileşimle ilerlese de, İstanbul’da işler daha farklı. Yeterli sahne olmaması, yerli sanatçıların kendilerini tanıtabilecekleri alanlar olmaması ve fikirler üzerine konuşuyoruz.
This time, we talked with Ayberk about the experience in the music industry from the audience's perspective. While music, primarily centered in Istanbul, might progress through more local scenes and interaction among smaller groups in places like Ankara, things are different in Istanbul. We discussed the lack of sufficient venues, the absence of spaces for local artists to showcase themselves, and the various ideas surrounding the industry.
#10 Elif Dinç’in Brechtsel hayatı
Tiyatrocu kimliği ile sahne önünde, kültür sanat emekçisi olarak gezdiğimiz, gördüğümüz, dinlediğimiz festivallerin sahne arkasında çalışan Elif, aslında hukuk mezunu. Yine de hukukçu kimliğinden sıyrılarak tiyatroda kendine yer edinmek isterken karşılaştığı manzara hiç hoşuna gitmiyor. Yaş sınırına sahip konservatuvarlar, çağdaş ve kapsayıcı bir eğitim vermekten uzak olan özel akademiler olsa da, diğer yanda kendi emekleriyle kurdukları kumpanya ve inadına öğrenme istekleri tüm bu tutkuyu canlı tutuyor. Sonrasında ise daha önemli bir konu ortaya çıkıyor: tiyatroyu izlemek isteyenleri bulmak :))
Elif, who works both on stage as a theater professional and behind the scenes at the festivals we visit, see, and listen to as a cultural and artistic worker, is actually a law graduate. However, while she tries to make a name for herself in theater by shedding her legal background, she doesn't like the situation she encounters. Conservatories with age restrictions, private academies far from providing contemporary and inclusive education – all these challenges keep her passion alive thanks to the theater company she encountered with colleagues own efforts and their unwavering desire to learn. Then, a more important issue arises: finding people who want to watch the theater performance. :))
#26 Mihran Tomasyan, Ufuk Fakıoğlu ve Basma Seiba, işte biraz ÇAK!
Çıplak Ayaklar Kumpanyası! Tophane’nin Firuz Ağa avlusunda kendine bir vaha kurmuş bu çağdaş dans topluluğu sevgili Mihran, Ufuk ve Basma’nın sözleriyle kendini anlatıyor. 2003’te ilk beraberliklerine başlayan topluluk 2007’de Stüdyo’nun kurulmasıyla kalıcı bir yere kavuşmuş, zamanla Büyük Ev Ablukada, Gevende gibi topluluklara ve şimdilerde de Tophane Noise Band’e ve gelmek isteyen herkese kapılarını açmış.
Çıplak Ayaklar Kumpanyası! This contemporary dance troupe, which has created an oasis for itself in the Firuz Ağa courtyard of Tophane, describes itself in the words of its beloved members Mihran, Ufuk, and Basma. Having started their collaboration in 2003, the group found a permanent place with the establishment of Stüdyo in 2007, and over time, it has opened its doors to groups such as Büyük Ev Ablukada, Gevende, and now Tophane Noise Band, and anyone else who wishes to come.
#11 Dr. Particles ve Mr. Ozan Kınasakal
Ozan, bir prodüktör, ses mühendisi ve son bir senedir DJ sahnelerine başlayan bir müzisyen. Buraya kadar her şey normal, ancak şarkı yapmak, yaptıktan sonra tanıtmak, insanlara dinletmek gibi yayın sonrası stresleri yaşamaya da devam eden biri. Hem DJ kariyerinde kendine çalacak bir mekan bulmak hem de mühendis olarak çalıştığı parçaların insanlarca keşfedilmesini beklemek bugünlerin özeti halinde. Başarılı bir müzik anlayışının yanında gelmesi gereken pazarlama taktikleri, ses mühendislerinin müzikten uzaklaşmalarına neden oluyor. Algoritmanın belirlediği dinleyici kitlelerine ulaşmak veya ulaşmamak, işte tüm mesele bu.
Ozan is a producer, sound engineer, and musician who has started DJing in the last year. So far, so good, but he also continues to experience the post-release stress of making songs, promoting them, and getting people to listen to them. Finding a venue to play at as a DJ, and waiting for the tracks he's engineered to be discovered by the public – that's the essence of his current situation. The marketing tactics that should accompany a successful understanding of music are causing sound engineers to distance themselves from music itself. Reaching or not reaching the audience defined by the algorithm – that is the question.
Eksi Otuz: 23. Radyo Şenliği Özel
23. Radyo Şenliği'ne konuk olan Eksi Otuz programcısı Bihter Çetinyol, Apaçık Radyo’nun dijitalleşmeyle büyüyen etkisine, dinleyicinin aktif katılımına ve genç kuşakların konuşarak, paylaşarak ve birlikte hareket ederek kurduğu kolektif kültüre değinerek, “Bu radyo, sadece ses veren değil; birlikte konuşarak değişimi mümkün kılan bir dayanışma alanıdır" diyor.
#12 Iraz Mursaloğlu’nun Brexit temsilciliği ve bir Anka’nın küllerinden doğuşu
Ankara Güzel Sanatlar Lisesi’nde başlayan sanat aşkıyla Kadir Has’ta tiyatro okumaya başlayan Iraz Mursaloğlu, pandemiye denk gelen ilk yıllarını yine de yeni metodlar keşfetmeye ayırıyor, son senesinde kendini masal diyarı Dublin’de buluyor. Karşısına gerçek bir sihrin dokunduğu performans sanatları fakültesi çıkıyor ve işte bu yüzden Ankara’ya dönmek çok zor oluyor. Yine de yılmıyor ve Dükkan ile başlayan kendini yeniden yaratma süreci şimdi daha güçlü bir sanatçı kimliğiyle RADA’da (Royal Academy of Dramatic Art) devam ediyor. Bu bir Anka kuşunun küllerinden doğma hikayesi.
Iraz Mursaloğlu, whose love for art began at Ankara Fine Arts High School, started studying theatre at Kadir Has University. Despite the pandemic, she dedicated her first few years to discovering new methods, and in her final year, she found herself in the fairytale land of Dublin. She encountered a performance arts faculty touched by true magic, making it very difficult to return to Ankara. Nevertheless, she persevered, and her process of self-reinvention, which began with Dükkan, continues now with an even stronger artistic identity at RADA (Royal Academy of Dramatic Art). This is the story of a phoenix rising from her own ashes.
#27 Alara Demirel’in kültür sanat editörlüğü ve bolca kahkaha
Basılı yayınların popülerliğinin gittikçe azaldığı ama nitelikli editöryel dosyaların arttığı bir dünyada kültür sanat editörü olmak nasıldır? Basılı ve dijital yayınlar sesimizi duyurmak için yeterli bir alan mı? “Biz”e alan açılması ne demek? Queer feminist bir bakışla kahkahanın dibine vurarak konuşmaya çalıştıklarımız işte bunlardı.
In a world where print publications are becoming increasingly less popular but high-quality editorial work is on the rise, what is it like to be a culture and arts editor? Are print and digital publications sufficient platforms for us to make our voices heard? What does it mean to create space for "us"? These were the questions we tried to discuss, with a queer feminist perspective, while laughing heartily.