Apaçık Radyo

Umutsuzlar Parkı

22 Mart 2022

Ben Buradan Okuyorum’un bu bölümünde Sevinç Çalhanoğlu, Murat Çelik, Selcan Peksan ve Gökhan Bakar, Edip Cansever’in “Umutsuzlar Parkı” şiirini okudu.

Umutsuzlar Parkı Edip Cansever’in dördüncü kitabı. İlk baskısını 1958’de Yeditepe Yayınları’ndan yapan kitabı, esasında İkinci Yeni hareketinin Türk şiirinde güçlenme eğilimi gösterdiği bir dönemin en etkili örneklerinden biri olarak düşünebiliriz. Cansever’in İkinci Yeni bağlamında yazdığı ilk metin olan Yerçekimli Karanfil’den bir yıl sonra yayımlanan bir metinden söz ediyoruz. Hakeza aynı yıl Cemal Süreya’nın Üvercinka’sı, İlhan Berk’in Galile Denizi ve bir yıl sonra da Turgut Uyar’ın Dünyanın En Güzel Arabistan’ı, Sezai Karakoç’un Körfez ve Ece Ayhan’ın Kınar Hanım’ın Denizleri isimli kitapları da yayımlanacaktır. Peş peşe çıkan bu kitaplar İkinci Yeni’nin doğuşunu hazırlayan sembolik metinlerdir diyebiliriz. Dolayısıyla Umutsuzlar Parkı’nı da üretildiği bu tarihsel momentumu geri plana iterek konumlandıramayız. Kitap 1958’de yayımlandıktan bir yıl sonra dönemin en tanınan eleştirmenlerinden biri olan Asım Bezirci’nin de radarına girmiştir nitekim. Bezirci, Yeditepe dergisi için Edip Cansever’le bir söyleşi gerçekleştirir. Bu söyleşi önemlidir çünkü İkinci Yeni’nin söz konusu dönemde nasıl alımlandığına dair de bariz işaretler sunar. İkinci Yeni şiirini, daha sonra İkinci Yeni Olayı isimli kitabında sert şekilde eleştirecek olan Asım Bezirci’nin Cansever’e yönelttiği sorular, aslında Türk şiirinde yeni bir fenomenle karşı karşı olduğumuzun da işareti gibidir. Bu söyleşide Bezirci, Cansever’e “Neden Umutsuzlar Parkı?” diye sorar ilk etapta. Cansever’in yanıtıysa şöyledir:

Bir toplumu anlamak için, en önce o toplumda yazılmış şiirlere bakmalı. Baskının ya da özgürlüğün, ilginin ya da ilgisizliğin, mutluluğun ya da mutsuzluğun bunca etkisini görebilirsiniz o şiirlerde. Eğer bir topluma insan olarak sokulmuşsak, sanatçı olarak da sokulmuşuz demektir. Umutsuzlar Parkı böyle bir alanda gelişiyor. Çevresinden başlayıp evrensel konulara el atıyor. Geleneklerinden silkinmiş, bağlantılarını yitirmiş insanlara yanıtlar hazırlıyor bir bakıma. Onlara karşı çıkarak değil, aynı durum içinde onlara katılarak. 

Asım Bezirci başka bir sorudaysa şu tespiti yöneltecektir Edip Cansever’e: Umutsuzlar Parkı’nı günümüzün çoğu mutsuz, bunaltılı, tedirgin insanının serüveni sayıyorum ben. Buna kahramanı “Çağdaş İnsan” olan bir öykü de diyebilirim. Cansever, bu tespit karşısındaysa şunları ifade edecektir:

Bunaltı, mutsuzluk, tedirginlik sözcükleri tek başına düşünülürse, bir eksikliği, güçsüzlüğü, yüreksizliği işaret ediyor sanki. Öyle ya günümüz insanı sadece bu kavramların kölesi midir? Rahatlarına düşkün insanların barınağı mıdır dünyamız? Buna evet demek zor. Yoksa kişinin kötülüğe, baskıya, bağnazlığa karşı duruşunu nasıl yorumlardık? Demek hesapta başka şeyler de var. Varlığımızın koruyucusu olmaktan vazgeçemiyoruz bir türlü. Daha doğrusu bütün yönelişlerimizin, bütün çabalarımızın anlamı bu. Bunaltılar, mutsuzluklar, tedirginlikler de aynı oranda artıyor. Umutsuzlar Parkı’ndaki kişileri umutlarına yön arayan kişiler olarak bellemek daha doğru olur. 

Buradan bakıldığında  Cansever’in yanıtlarında bir tersine çevirme tavrının baskın olduğunu söyleyebiliriz kolaylıkla. Umutsuzlar Parkı’ndaki insanların toplum nezdinde tekinsiz, daha önce farkına varılmamış ve tanınmamış olduklarından söz ediyordur şair. Cansever’in, kendisini de bu insanlardan biri olarak gördüğünü savunabiliriz ayrıca. Zira Bezirci’ye verdiği yanıtlarda bu insanlara karşı olmadığını, tam aksine pek çok konuda onlara katıldığını söyleyen de odur. Bezirci’nin umutsuzluk tespitine muhalefet eden Cansever, umutsuzluğu değil, esasında umudu işlediğini, onu toplumda yeniden canlandırmak istediğini belirtir ısrarla. Umutsuzlar Parkı, umutsuzluğun egemen olduğu bir yer değildir, sonsuz bir umut arayışının, onca tedirginlik, bunaltı ve mutsuzluğa rağmen umuttan vazgeçmemenin, onu diri tutma talebenin mekânıdır şaire göre. Yılgınlığın, kendi kabuğuna çekilmenin, sinikliğin değil, dirimin, açıklığın ve kamusallığın mekânı. Umudu büyütecek olanlar da yine umutsuzlardan çıkacaktır Cansever’e göre. Zaten kitabın, “insan sana güveniyorum, saygılarımla” dizesiyle bitmesi bu bakımdan oldukça manidardır. 1958’de yayımlanan Umutsuzlar Parkı’nın herkese hatırlattığı çok önemli şeyler vardır. Cansever’in vaadini sadece kitabın üretildiği döneme hapsedemeyiz, yaşam var oldukça mesajını sunmaya devam edecek bir vaatten söz ediyoruz. Bugünlerde insanın, toplumun ve en önemlisi kozmosun yara aldığı bir eşikten geçiyoruz ancak umut arayışımız da kesintisiz şekilde devam ediyor. Kozmosu titretecek eyleme ulaşmaya çalışıyoruz hâlâ. Umuttan vazgeçmenin kendimizden vazgeçmek anlamına geldiğini çok iyi öğrendik. Bugün Dünya Şiir Günü’nde umudu hatırlatan, çoğaltan ve ötekilere bulaştırmaya çalışan bir kitabı seçmemiz de biraz bundan. Şiir iyi ki var, iyi ki umudu diri tutmak için şiire ihtiyaç duyuyoruz. 

 

UMUTSUZLAR PARKI

Biliyorsunuz parkların

Sizi çağıran tarafları

İnsanın gizli, karanlık köşeleriyle oranlı

Orada saklanıyor onlar

Çünkü her türlü saklanıyorlar orada

Bir yağmur öncesinin loş sokaklarıyla

Dağınık mavisiyle gözlerinin

Sevgi vermez kadın uçlarıyla

Korkuya, sadece korkuya sığınmış olarak

Eskimiş, kurtlanmış ikonlarıyla kiliselerinin

Yalvaran bakışlarıyla - nasıl da sevimsiz -

En kötüsü, belki de en kötüsü

Bir duygu açlığıyla soluyarak

Parklara yerleşiyorlar, parkların

Onları çağıran köşelerine

Bir karıncayı selamlıyorlar, besili, siyah

Bacak aralarından

Çömelmiş, öyle sakin

Selamlıyorlar

"Günaydın" diyorlar atılmış bir kâğıt parçasına

Kuleler yapıyorlar ayak parmaklarından

Birinci katta bir kibrit çöpü oturuyor

Acılar alıp veriyor dünyadan

Dillerini gösteriyorlar, dizkapaklarını

Bir sıkıntı şiiri gibi

Sıkıntı

İşte

Tam orada duruyorlar.

II

Bu kimin duruşu, bu sizin en gülmediğiniz saatlerde

Her cümlede iki tek göz, bu kimin

Ya da kim korkuttu bu kadar sizi

Bu nasıl sevişmek, üstelik bu kadar hızlı

Ya da tam tersine

Boş vermek öperken, severken boş vermek sevmelere

Sulardan ürpermek gibi dokununca,

Ya da ben kimi sarmışım böyle kollarımla

Kime söz vermişim, biraz da unutmak gibi

Denir mi, ama hiç denir mi, iş edinmişim ben

İş edinmişim öyle kimsesizliği

Kendimi saymazsam - hem niye sayacakmışım kendimi -

Çünkü herkese bağlı, çünkü bir yığın ölüden gelen kendimi

Konuşmak? konuşuyorum, alışmak? evet alışıyorum da

Süresiz, dıştan ve yaşamsız resimler gibi.

Ne çıkar sanki sardıysam sizi kollarımla

Unutmak, belki de unutmak olsun diye mi? 

Onu da tatmak gibi

Oysa ne bir evim oldu, ne de bir yerim var şimdi gidecek

Ama gitmenin saati geldi

Kirli bir gömleği çıkarıp asmak

Yıkayıp kurutmak ister ellerimi

Su içmek, saati kurmak ve sebepsiz dolaşmak biraz da

Açınca camları -diyelim camları açtık ya sonra?-

Sonrası şu: ben bir camı, bir perdeyi açmış adam değilim

Bilirim ama çok bilirim kapadığımı

Öyle iş olsun diye mi, hayır

Bilirim içerde kendimi bulacağımı

Dışarda görüldüysem inattan başka değil

Evet, çünkü bu karanlık işime en geleni

Kendimi saklıyorum ya, bir yığın ölüden gelen kendimi

Oramı buramı dürtüyorum, bunu sahiden yapıyorum

Ve açıyorum bütün muslukları

Diyorum sular mı böyle, sular mı olmalı

Ne geldiği, ne de gittiği yer belli

Olmuyor, gene kendimi düşünüyorum

Alıştım istemiyorum.

Benzer İçerikler

İran'daki Son Büyük Katliamdan Sonra
Tuğba Tekerek, Koray Löker, Ahmet İnsel
İran'daki Son Büyük Katliamdan Sonra
Tuğba Tekerek, Koray Löker, Ahmet İnsel
İran'daki Son Büyük Katliamdan Sonra
Tuğba Tekerek, Koray Löker, Ahmet İnsel
İran'daki Son Büyük Katliamdan Sonra
Tuğba Tekerek, Koray Löker, Ahmet İnsel
  -        -     
Canlı Yayın
Şimdiki
Sıradaki
Sıradaki
Sıradaki
...